25 Haziran 2014 Çarşamba

Eyvah! Doğum günü partisi.. demeyin :D

Uzun, hem de upuzun bir aradan sonra tekrar merhaba demeliyim sanırım en en başta... Çok uzun bir süre oldu ve elim bilgisayara nedense pek gidemedi. Yazamadım, sözlerimi söyleyemedim. İşte yeniden Şeytanın bacağını kırıp klavyeye dokunabildim ve umarım uzunca bir süre de bu şekilde sürdürebilirim.

Bu ara o kadar uzun sürmüş ki Ayşe Mercan kuzumuz iki yaşına gelmiş bile... Bu zaman diliminde neler olmadı ki... Bir zatürre vakası geçirdik ki başka bir yazımda uzun uzun anlatacağım inşallah.... Elbette öldük öldük dirildik diyebiliriz... Yine zorlu bir sınav oldu ama çok şükür atlattık.

Sevgili kızımız, bebekliğinden bu yana olduğu üzere, hala çok az yiyor ve yanağında yemek tutma alışkanlığı geçmedi ne yazık ki... Şöyle diyeyim, tam bir senedir aynı kiloda... Doktorumuz kilosunun düşük ancak boyunun iyi olduğunu söyleyip gönlümüzü ferahlatsa da bir senedir 11 kiloda ve şu anda boyu 87-90 cm arasında... +-3 cm olarak yazdım çünkü ayakta 87.5 cm ve yatarak ölçüldüğünde 90 cm çıkıyor ki bu iki ölçüm şekli boyun +-3 cm olarak oynamasına sebep oluyormuş.

Her neyse, zorlu bir yolculuk oluyor diyerek toparlayabiliriz. İki sene ne de çabuk geçti cümlesini şahsen kuramayacağımı üzülerek belirtmeliyim. Hatta bu iki sene için oldukça dolu dolu, doya doya ve sindire sindire geçti diyebilirim en fazla... Bir anne olarak -ki hala anne gibi hissetmemekle beraber- diyebileceğim tek şey; dünyada eşi benzeri olmayan bir sevgi, kalpte bir pır pır ediş, bir varoluş biçimi ve bir tamamlanma... yani annelik böyle bir şey sanırım :D

Birazdan birkaç fotoğrafını da görebileceğiniz doğum günü partisinin en güzel yanı ne oldu derseniz, hiç duraksamadan vereceğim cevap evde yapılmaması oldu. "Oh be ne de güzelmiş" dediğim bir doğum günü oldu. Yaklaşık dört aylık bir internet araştırması sonucunda eşi benzeri olmayan hem ekonomik, hem de 1-2-3 hatta 4 yaş için pek mi pek uygun bir parti evi buldum. Yanı sıra, 4 yaş üzerinde de eminim ki ayrıca profesyonellerdir. Şahsen tereddüt etmeden önerebileceğim tek parti evi: Kids burada/Ataşehir... Sahibi Şebnem Hanım ve ekibi tıkır tıkır işleyen bir organizasyonla dopdolu iki saat yaşattılar bize... Bizi bir yana bırakın, asıl Ayşe Hanım ve arkadaşları tam iki saat boyunca neredeyse oyun parkından hiç çıkmadan oyun oynadılar ve ebeveynleri de onları camdan izleyerek hem çaylarını, kahvelerini içti, hem de yemeklerini yedi. Yani imkanınız varsa hiç durmayın ve evde uğraşmayın direkt gidin böyle güzel bir mekanda partinizi yapınız derim...



Ve elbette pasta... Bizim güzel arkadaşlarımız böyle bir günde de bizi yalnız bırakmadılar ve taze mi taze, güzel mi güzel annemiz Zeynep ve yetenekli ablası bize öyle güzel ve sürpriz bir doğum günü pastası hazırlamışlardı ki nasıl öderim haklarını bilemem... Hele bir de sadece pastayla kalmayıp 2 yaş kurabiyesi ve şekerlemeleri özel kutulara hazırlamış olmaları... Diyebilecek tek şeyim var: Çok özelsiniz, zarifsiniz ve nadirsiniz... Kızımıza hazırladığınız bu güzellikler için ne desem, ne yapsam karşılığı olmayan manevi bir tatmin yaşattınız ya Allah hepinizden razı olsun...





Pasta süsleri de, şeker kutularındaki motifler de hepsi Ayşe Mercan kuzumuzun en yakından takip ettiği ve deyim yerindeyse hasta olduğu çizgi film karakterleri... Hepsi el emeği, göz nuru... Zeynep ve ablasının sanat eseri kıvamında çalışmaları... Elleriniz, kollarınız dert görmesinnnnn...

Günün sonunda, herkesin suratında tatlı bir tebessüm, dopdolu geçirilmiş iki saat vardı. Herkesin gönlünde güzel hisler bırakabilmektir ya mühim olan bunu çok şükür Kids Burada'nın sıcak atmosferi ve güzel ailemizin ve arkadaşlarımızın ve en en önemlisi kızımızın sevgili arkadaşlarının katılımı sayesinde bir ekip olarak başardık.

Ezcümle, Ayşe Mercan bereketli bir ikinci yaşa adım attı. Daha nicesiyle dolu ve bereketi artarak devam eden bir ömrü olsun inşallah... Yüzü hep bugünkü gibi gülsün, kalbi hep bugünkü gibi heyecanla çarpsın ve en önemlisi çevresinde hep iyi hisler uyandırsın inşallah... Çocuklarımızın hepsi öyle güzel ki, onların yürekleri gerçekten bir başka atıyor... Kıymetlerini bilelim ve onları anlayalım, onlarla aynı dili konuşmaya gayret edelim inşallah... Biricik emanetlerimizin hepsinin upuzun, sağlıklı, huzurlu ve neşe dolu bir ömürleri olmasını dilerim...

Sevgilerimle...
(15 Haziran 2014)

11 Temmuz 2013 Perşembe

Hayat işaretler ile dolu...

Uzunca bir aradan sonra daha dün başıma gelen bir olayı anlatmanın iyi bir başlangıç olacağını düşündüm. Başlıktan da anlaşılacağı gibi, hayatımız işaretler ile dolu. Farkına varabildiklerimiz ve varamadıklarımız... Dün farkına varabildiğim bir olay yaşadım. Olay çok büyük olmasa da, yapısı itibariyle bana bir kez daha Yaradan'ın her daim yol gösterdiğini hatırlattı.

Otobüse bir yaşını dolduran güzel kızım Ayşe Mercan ile binmiştim. Yanımıza bir teyze oturdu. Laf lafı açtı ve bir kızı, bir oğlu olduğunu öğrendim. "Allah bağışlasın, ne güzel Allah gönlünüze göre vermiş" dedim. Dedi ki: "Kızım hiçbir şey göründüğü gibi değil". Sonra devam etti: "Kızım 17 yaşında ve engelli". Engelinin ne olduğunu sordum. Konuşamıyormuş ve beyninde doğuştan bir anomali varmış. Yaşasaydı ya da yaşaması yönünde karar alsaydık ilk oğlumun yaşayacaklarını anlatıyordu. "Her gün, 17 senedir her Allah'ın günü kızım gözlerimin önünde eriyor. Keşke diyorum olmasaydı, tüm bunları yaşamasaydı". O anlattı, biz dinledik. O an teyzenin söylediği ilk cümle geçti aklımdan: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil". Evet, kucağımda tam sağlıklı bir kız çocuğu ile oturuyor ve çok mutlu görünüyorduk. Oysa ben de oğlumun ölmesine karar vermiştim ve tıpkı 17 yaşındaki yavru gibi yaşamasın diye, bir anne olarak her gün gözlerimin önünde erimesin diye bu kararı vermiştim. Sonra da keşke'ler sarmıştı her yanımı: "Keşke yapmasaydım, canına kıymasaydım".

Bir sessizlik oldu ve teyzeye dönüp "Dediniz ya hiçbir şey göründüğü gibi değil. Çok haklısınız. Şimdi biz burada kızımla oturuyoruz ancak ondan önce biz de iki bebeğimizi kaybettik. Üstelik ilkinin sizin kızınız gibi engeli vardı ve biz vefat ettirdik bebeğimizi. Siz çok yüce bir annesiniz. Her anne özelse, siz bin kat özelsiniz. Her anne sabırlıysa, siz bin kat sabırlısınız. Bizim cesaret edemediğimiz şeye siz cesaret ettiniz" dedim. O da "Üzülme kızım, Allah büyük" dedi. Canımı sıkmamam ve verdiğim karardan dolayı pişman olmamam için konuştu. Kızının her gün erimesi üzücü idi ancak bir nezle olsa canları gidiyordu. Ona bir şey olacak diye içleri titriyordu. Zordu ancak nefes alması onlara yetiyordu.

İnsan sır dolu bir varlık ve Allah her gün kulu kul ile, hayvan ile, doğa ile, gökyüzü ile dünyadaki her çeşit mahlukat ile eğitiyor. Bıkmadan usanmadan bir ton işaret yolluyor. "Keşke" hepsini görebilsek... Bana, seçimimi öbür türlü kullansaydım başıma neler geleceğini 10 dakikalık otobüs yolculuğu ile gösterdi Yüce Allah. Ne seçim yaparsak yapalım, bir yolu seçip o yolda yaşıyoruz. Teyzenin keşkeleri, benim keşkelerim birbirinden çok farklı. Çünkü yollarımız farklı ancak özümüz aynı. O da evladı için daha iyi bir hayat diliyor, ben de evladım için daha iyi bir hayat diledim. Bu olay bana bir işaret olduğu kadar, o teyzeye de bir işaret... Ne büyük bir sistem, hayran olunası ve büyüleyici... Belki teyze de artık keşke demeyi benim anlattığım hikayenin sonucunda bırakacak. Kızına her baktığında bir de beni hatırlayıp "Kurban olduğum..." diyecek.

Garip haller, garip bir dünya... Geldik, gidiyoruz... Öte aleme gittiğimizde, hayatımız boyunca önümüze çıktığında göremediğimiz işaretleri de görmeyi Allah nasip eder inşallah. Sizi bilmiyorum ama ben kaçırdığım işaretleri de pek merak ediyorum :)

27 Şubat 2013 Çarşamba

Bebeğiniz için katı gıda önerileri

Katı gıda... Her gün kolaylıkla tükettiğimiz ve üzerine belki de hiç kafa yormadığımız, bizim için sıradanlaşmış bir uğraş: yemek yemek... Ancak bebeği 6 ayı dolduran anneler eminim sizler gibi düşünmüyor. Her gece yatmadan önce yarın öğle yemeğinde bebeğine ne vereceğini düşünen ve planlayan anneler eminim çoğunluktadır. İşte o annelere sesleniyorum: Yardımınıza geldim! :)

Buradan bir yararım olsun istedim ve kızıma yaptığım öğünlerin birer fotoğrafla örneklerini hazırladım. Fotoğraflar tabii ki süper açılardan değil ama en azından bu fotoğrafların öğünün neye benzediği hakkında sizlere bir fikir vereceğini düşündüm. Böylece öğün hazırlarken sıkışırsanız açıp bakabileceğiniz bir yazı olsun istedim.

Kızım doğduğundan beri çok sık doktor değiştirmiş biri olarak katı gıda konusunda nacizane tavsiyem;

1- Bebeğinizi her konuda olduğu gibi bu konuda da gözlemleyin ve tanıyın. Kesinlikle genellemeler yöntemlerinizi belirlemesin. Çünkü sizin bebeğiniz ayrı bir kişilik ve sevdikleri ile sevmedikleri var. Dünya'ya bu şekilde gelmiş ve ağız tadına uygun gıdaları siz bulacaksınız. Bunu ancak deneme-yanılma yöntemi ile yapabilirsiniz.

2- Benim kızım, katı gıdaya geçiş sürecinde ciddi kabızlık problemleri yaşadı (ve hala o süreçte sayılırız, zaman zaman yine yaşıyor). Doktorlar zeytinyağı dedikçe dayandım zeytin yağına... Kızım daha beter kabız oldu :( Bu yüzden iç sesinizi dinlemeyi ihmal etmeyin ve zeytin yağını "çözdüren" bir madde olarak pek düşünmeyin. Belki bir çay kaşığı sadece tek bir öğünde çözdürür ancak her öğüne katılan bol zeytinyağı hiçbir işe yaramadığı gibi bebeğinizi daha da kabız yapabilir, tecrübe ile sabit :) Bol su ve meyve suyu içirmenizi tavsiye ederim. Ve ıkınıp yapamıyor ve çok zorlanıyorsa, gliserin kansuk kullanın, korkmayın. Bende "acaba barsak tembelliğine yol açar mıyım" diye düşündüm ancak içindeki prospektüste zaten gerekli uyarı yapılmış. O uyarılara uygun kullanırsanız hiçbir problem olmayacaktır. Bir de tabii en önemlisi kabızlığa yol açan özel bir besin var mı onu tespit etmeye çalışın. Benim kızım yoğurda kabızlık şeklinde tepki verince gün aşırı yedirmeye başladım. Şimdi de kontrollü olarak her gün yediriyorum. Kabızlık yaşarsa bir gün yoğurt yedirmeye ara verip kakasını yaptıktan sonra tekrar yedirmeye devam ediyorum.

3- Süt ve süt ürünleri her bebekte farklı etkilere yol açabiliyor. Kanıtım yok tabii ki ancak benim kızımda yoğurt sonucu kabızlık gelişti. Benim tespitim bu yönde tabii, doktorlar için "enteresan" bir gelişme olsa da, verdiğim gıdaların etkilerini bebeğimde kontrol ettiğim için yanılma payımın oldukça az olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak, nacizane tavsiyem, sevgili anneler ek ya da katı gıdaya başlarken lütfen her yeni gıdayı sadece tek başına tanıtın ve en az üç gün ama en iyisi bir hafta o yeni gıdayı verin ve etkilerini ölçün. Yeni gıdaya alışma süresi bebeğe göre değişir elbette. Kızım bazı gıdaları 3 günde benimserken bazılarını 1 haftada zor benimsedi. Bazılarını ise hala benimseyemedi :) Sanırım bu durum da damak tadından ileri geliyor.

Bu yoğurt çorbası... Kızımın favorilerinden. Öyle çabuk içiyor ki, saniyede tüketiyor. Özellikle içine kendi hazırladığınız tavuk suyu veya et suyunu katarsanız daha da lezzetli oluyor. Bu çorbanın içinde un, pirinç, tavuk suyu, yoğurt ve yumurta var. Bu sefer beyaz un yerine tam buğday unu kullandım. Kızım beyaz unlu çorbayı nasıl içiyorsa bunu da içti yani tam buğday ununu da sevdi sanırım :) İlk içtiği çorba sebze çorbasıydı (patates, havuç, kabak, pirinç) ve şu anda tam sekiz aylık olan kızım neredeyse her türlü çorbayı ve yemeği yiyebiliyor. Yani bu çorbayı eğer bebeğiniz 7 ayını doldurduysa içirebilirsiniz. Et ve balık doktorların verdiği takvime göre başlayacağından içindekileri kendi bebeğinize göre değiştirmenizde yarar var.


Bu da hafif suda haşlanmış ve daha sonra robottan geçirilmiş kereviz. İlk kez tattırdım kızıma ve yaklaşık üç gün verdim. İlk gün 3-4 çay kaşığı verdim, sonra ana yemeği yoğurt çorbası ile devam etti. Ertesi gün yine 3-4 çay kaşığı tek başına kereviz verdim. Daha sonra ana yemeğine karıştırarak verdim. Üçüncü gün ise ana yemek ile kerevizi karıştırdım ve o şekilde üç gün yeni besini farklı şekillerde tatmış oldu.

Ben bir besini üç günlük hazırlıyorum. Örneğin; ıspanak. Kızım, ıspanağı ilk olarak pişirdiğim gün yiyor. Ertesi gün, "Benmari Usulü" yani başka bir tabağa koyduğum ıspanağı diğer bir kaptaki sıcak suyun içinde bekleterek ısıtıyorum ve o şekilde yediriyorum kızıma. Yani tekrar ocak üzerinde bir pişirmeye tabi tutmuyorum. Sanırım böylece vitaminlerini tekrar öldürmüyorum. Üçüncü günde aynı şekilde ısıtıp ıspanağı bitirmeye çalışıyorum. Kalanı da başka türlü değerlendiriyorum. Yani dördüncü gün kızıma vermiyorum.

Öğünleri az miktarlarda hazırlamanın faydası var. Özellikle 6. ve 7. aylarda 5-6 çay kaşığından fazla yemiyorlar. Şu anda ise, ilk fotoğrafta gördüğünüz yoğurt çorbası kadar bir miktar (5-6 tatlı kaşığı) öğle yemeği için yeterli oluyor. Bazen iştahsız oluyor ve 3-4 kaşık alması yetiyor gibi gibi... Aslında biz nasılsak bebeklerimiz de öyle. Bazen daha iştahlı, bazen daha iştahsız olabiliyorlar. İkinci fotoğraftaki kereviz mesela, çok çok fazla bir miktar, bırakın 3 günü 1 hafta yedirsem kızım yine o kerevizi bitiremezdi :) Ben o miktarın içinden az az ana öğünlerine karıştırıp verdim ve geri kalanı biz tükettik.


Bu da favorilerimizden. Tavuk suyuna sebze çorbası: patates, soğan, havuç, irmik veya ince bulgur, tavuk eti ve suyu. Kızıma hazırladığım çorbaların içine (yoğurt çorbası hariç) irmik veya ince bulgur koyuyorum. Pirincin olabildiğince az tüketilmesi taraftarıyım. Kızımın kabızlık problemi olduğundan barsak çalıştırıcı besinleri tercih ediyorum. Size de tavsiye ederim.

Ve işte bu da meyve karışımımız: Elma ile muz karşımı. Sunumu yaptığım kaplara önceden hazırladığım meyveleri, çorbaları, yoğurdu koyarak rahatlıkla dışarı çıkabiliyorum ve kızıma evde hazırladığım sağlıklı besinleri yedirerek dışarıdan herhangi bir şey almak zorunda kalmıyorum. Vakti olan annelere bu yöntemi tavsiye ederim. Benim gibi detaylara hakim olmayı seviyorsanız, her an hazırlıklı olmak da fayda görüyorsanız, çantanız biraz ağır olur ama dışarıda herhangi bir problemi asgari düzeyde yaşarsınız.

Kızımı 3-4 saatte bir besliyorum. Şu anda sekiz aylık olan kızımın menüsü belki size örnek teşkil eder:

08:00 kalkış
08:30 kahvaltı (bisküvit, bir tam yumurta sarısı, bir parça tuzu alınmış beyaz peynir, dövülmüş ceviz, bir çay kaşığı pekmez)
10:30-11:00 gibi yarım kase (100-150 ml yani 4-5 tatlı kaşığı) yoğurt
UYKU
14:00 öğle yemeği (çorba, sebze yemeği vs.)
16:30-17:00 meyve (yerse, bazen çok tok oluyor ve yemiyor)
19:00-19:30 muhallebi (100 mL suya 1 tatlı kaşığı pirinç unu, ocaktan alınca 90 ml toz mama karıştırıyorum ya da çeşitli markalara ait tahıllı muhallebiler/üzerilerinde nasıl yapıldıkları yazıyor)
UYKU
22:00 ya da 23:00 (son öğünü hangi saatte yediyse ona göre değişiyor) formül süt (uyku öğünü)

Yoğurt ve meyve ara öğün sayıldığından ana öğünlere göre 3-4 saat hesaplamanız daha iyi olur. Ancak bazen ara öğünleri atladığımız olabiliyor. İştah durumuna göre bu tablo değişiklik gösteriyor ama genel hatları ile bir günü böyle özetleyebiliriz.

Vakti olmayan anneler için bütün bunları hazırlamak ne kadar oyalayıcı ve zor tahmin edebiliyorum. Vakti olmayan sevgili anneler, dilerseniz 2-3 gün bebeğinize yedirebileceğiniz öğünleri hazırlayıp tarafınıza gönderebilirim. Bir haber uçurmanız yeter :)

Herkese sağlıklı, vitaminli ve afiyet dolu günler dilerim...

ÖNEMLİ NOT: Bireysel tecrübelere dayanan bu menüler ve tavsiyeler tamamen şahsıma özgüdür ve herhangi bir uzman tarafından onaylanmamıştır. Bu kapsamda doğabilecek sonuçların sorumluluğu tarafıma ait değildir.

17 Şubat 2013 Pazar

Sükut-u Hayal

Evet son yazım pek gaz doluymuş :)  Ne kadar motivasyonlu başlamış olsam da, beslenme alışkanlıklarını değiştirme yolundaki adımlarım, bir form çayını içerek 4 gün kendimi toplayamam sonucu sükut-u hayale uğradı. Yani kilo kaybını bırakın kilo almış bile olabilirim. Kızım yürümeye başlayınca nasılsa kilo vereceğim diye kendimi şimdilik rahatlatıyorum. Bakalım o zaman geldiğinde ne yalanlar söyleyeceğim kendime. İnsanoğlu bahaneler üretmek konusunda oldukça zeki olabiliyor. Ben özellikle beslenme ile ilgili bahaneler üretmek konusunda usta olduğumu söyleyebilirim.

Amannnnn ne yapalım şimdi böyle ama yarından umut keseceğimizi göstermez bu durum, değil mi yani ;)

15 Ocak 2013 Salı

Beslenme Alışkanlıklarını Değiştirmek

Evet efendim bugün itibari ile artık güzel kızıma (maalesef) süt vermediğime göre vakit bu vakittir diyerek başlıyorum diyete. Yani şöyle diyelim; beslenme biçimimi hayat tarzım haline getirmeye...

Moda deyimlerle "diyet yapmak" benim lisede başlayan ve hiç bitmeyen bir savaşım oldu. O yüzden pek bıkıyorum "beslenme biçimini hayat tarzı haline getirmek" lak laklarından... İsyanım bu laklaklara yoksa salata, et ve meyve ile süt ürünleri dışında hayatına başka bir şey sokmayan insanları pek takdir ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Aynı başarıdan mümkünse kendime de istiyorum :)

Ben çikolata gördü mü dayanamayan insanlardanım ne yazık ki... Yani o bir kavanoz çikolata ya da paketli çikolatalar, gofretler beni maalesef benden alıyor. Tadını aldığım anda önü kesilmez bir iştah açılması ve patlama söz konusu oluyor :) Ne yapalım Allah yaratmış yemeliyiz tabii ki, bence buradaki asıl mesele bu tür gıdaları sonsuz kez istemek... Yani bu tür gıdalara doyamamak... Problem orada ve ne yazık ki, bu durumun beslenme biçimini değiştirmek ile çözüleceğine inanmayanlardanım. Asıl mesele daha özde bence. Yine Mevlevi bir yaklaşım sergiledin diyeceksiniz ama ne yapayım, her yerde gördüğüm şey bu ve sizinle ancak gördüklerimi paylaşabilirim :)

Asıl mesele, her yerde çıkan ister "Şeytan" deyin, ister "Ego" deyin "Bunu da ye, bunu da yap, bu da şöyle demiş, bir tane içsen ne olacak ya" gibi şeyler diyen iç sesiniz aslında... Ya da kafanızdan geçen o sinsi ses. Asıl mesele, o sesi yok edebilmenin yollarını bulmakta... O sesin kaynağını çürüttüğünüz zaman bir bakıyorsunuz ki, daha önce zevkle, ihtirasla, doymamacasına yediğiniz şey bir anda sanki hiç hayatınızda olmamış gibi oluyor. Daha net bir örnek vereyim:

Sene 2011, kötü sonuçlanan iki gebeliğin ardından kendimi yine sigara ve alkole vermiştim. Evet alkolik değildim ama durumum şöyleydi: Günde neredeyse bir pakete varan sigara ve dolapta duramayan, daha doğrusu dolaba konduğu gibi bitirilen içkiler şeklindeydi. Durumum gereği biraz maneviyat ağırlıklı şeyler okumaya ve yavaş yavaş bilgilenmeye başlamıştım. O sene ramazan ayında oruç tutmaya karar verdim ve içki ile sigarayı bırakmayı diledim. Yani sigarayı tamamen, içkiyi de dolaptakileri tüketircesine içmemeyi, daha sosyal bir içici olmayı istedim. Allah'a çok şükür bugün bunu başarmış bir insan olarak gönül rahatlığı ile yazabiliyorum. Öyle ki, ne canım tek nefes sigara istiyor, ne de canım dolaptaki biraları sömürürcesine içip bitirmek...

Bu sürecin bu hale gelebilmesinde yegane yardımcım, kafamdaki sinsi ses gelip "ya ne olacak ölüp gidicen zaten, iç bir nefes, iç bir yudum, birşey olmaz" dediğinde sesli :) ya da sessiz (ama sesli olursa daha etkili oluyor) şekilde "Şu anda senin egom-nefsim olduğunu ve benim kötülüğümü istediğini biliyorum. Lütfen git ve bir daha gelme çünkü bir daha asla Allah'ın izniyle sigara içmeyeceğim." gibi bir cümle kuruyordum. Bunu ilk günler çok sık ama giderek azalan ve artık gerek duyulmayan bir noktaya gelene kadar üşenmeden sürdürdüm. Evet biraz delice gibi gözüküyor dışarıdan, sesli olarak yalnız başınızayken konuşmalısınız yoksa Bakırköy'e atıverirler :) ama çok etkili bir yöntem olduğuna inanıyorum çünkü faydasını gördüm.

Şimdi yeniden aynı yöntemi kullanma zamanı... Aslında bu yöntem basit bir nefs'i yok etme planı. Yani başarılı olduğunuzda hayatınızdaki her şey için kullanabilirsiniz: "dedikodu yapmamak, aşırı yememek, aşırı içmemek, sigarayı bırakmak, kıskançlık yapmamak vs." aklınıza gelen ne varsa, sizi rahatsız eden ve daha iyi bir insan olmanızı sağlayacağını düşündüğünüz ne varsa...

Tabii bu evreye gelmek ve kabul etmek ön koşul. Yani ben "sigara içmeyi seviyorum arkadaş, içeceğim" dediğiniz noktada bu yöntem patlar :)

Şimdilik, vücuduma çeki düzen vermeye başlarken (ki bunu ona borçluyum çünkü üç sene arka arkaya hamile kaldı ve çok yük taşıdı. Hala 20 kilo yük çekiyor zavallı) gelen krizlerime karşı Ego, Nefs, Şeytan her ne ise, onu öldürme stratejimi kullanarak bu hikayeyi de Allah'ın izniyle bir sona bağlayacağım. Çünkü insan isterse her şeyi başarabilir: iyisini de, kötüsünü de...

14 Ocak 2013 Pazartesi

Yalnızlık ömür boyu...

Herkes kendini kimi zaman yalnız hissetmiştir. Biraz içince, bir kavganın ardından, sıkı fıkı olduğunuz bir dostla ters düşünce veya onu artık kaybettiğinizde, moraliniz bozuk olduğunda ya da hayatta en sevdiğinizi ya da sevdiklerinizi toprağa verdiğinizde... Bu liste pek tabii uzatılabilir. Herkese göre bir yalnız hissetme anı vardır.

Kızım tam 7. aylık oldu. Her gün yeni birşeyler keşfediyor ve neredeyse her gün yeni bir beceri kazanıyor ya da sahip olduğu becerileri keşfediyor. Bu biraz tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan tartışmasına benziyor sanki:) Yani dünyaya hangi becerilerle geldiğimiz bir sır olduğundan ve sahip olduğumuz becerileri "edinmiş" mi olduğumuzu yoksa halihazırda bünyemizde "mevcut" mu olduğunu bilemediğimizden muallakta konuştum. Yani, sözün özü pek bir büyüdü. Pek tatlı bir kız olma yolunda... Ancak annesi için durum pek de öyle değil.

Hani lohusalık iki sene diyorlar ya, pek bir haklılar sanırım. Şöyle ki, bir önceki hamileliğimde de iki sene sonra gerçek özüme kavuşmuş ve "ohhh be, çok şükür döndün" diyebilmiştim. Şimdi, aynı durum söz konusu... Kendimi hiç tanıyamıyorum ve işin aslı bazen verdiğim tepkilerden çok korkuyorum. Sonumun sanki Bakırköy'de biteceği hissine kapılıp içimi korkunç bir korku ve yalnızlık kaplıyor. Her şey, herkes bir anda düşman oluyor ve ben bir başıma, omuzumda korkunç ağır yüklerle yürümeye çalışır buluyorum kendimi. Ve en sonunda bu yüklerin ağırlığı içimde önce öfke patlamalarına, sonra ağlamalara en sonra da boşvermişlik ve yalnızlık duygusuna bırakıyor. Ama bir bakıyorsunuz, kızıma bakıp onun bu suratsız kadını hak etmediğini düşünüp bir anda başlıyorum gülmeye, neşe saçmaya... Ve sonra tekrar yüklerim geliyor aklıma, daralıyor ruhum ve başlıyorum aynı kısır döngü hisleri duymaya... Bu sürecin kızıma nasıl yansıdığını ise bir Allah bir de kendi biliyor. Çok çok üzgünüm tüm bunlar için ama engel olamadığım bir keder var üstümde.

Bu keder ise, sanırım önceki gebeliklerimde farkına varamadığım bir gerçeğin zihnimde sürekli çakıyor olmasından kaynaklanıyor. Önceki bebeklerimi kaybetmek elbette acı vermişti ama kızımı doğurup kucağıma aldıktan ve ne kaybettiğimi iyice anladıktan sonra acı başka bir duyguya dönüştü. Nasıl tarif edeceğimi bilemeyeceğim başka bir biçim aldı. Bu kesinlikle kızımı sevmeme engel olacak ya da onun hakkını yememe neden olacak bir duygu değil. Onun bu konular ile yakından uzaktan alakası yok. İyi ki var ve Allah'ım bana şu dünyalık ömrümde onu kollarıma almayı nasip etti, çok şükür. Benim demek istediğim daha çok benim içinde bulunduğum duygudurum... Bir anda omuzlarımda taş gibi sorumluluklar hissetmeme neden olan duyguyu sanırım bu farkındalık yaratıyor.

Tüm bunların yanında, tam olarak insanı bu kedere sürükleyen şey, hep aynı şeyleri yapmak (ütü, yemek, mama yap, oyun oyna, birşeyler ye, vakit kalırsa birşeyler oku vs.) ve sanırım bu yaptığın şeylerin içinde hiçbir şey üretememek... Ayrıca, aşırı derecede yorgunluk ve uyumak isteği :) Tüm bunlar birleşince insan bir anda mutsuz olabiliyor. İnsanın bir şeyler üretmesi, tüm hayatı boyunca şart ya da şöyle diyeyim, bu tür gelgitleri yaşamak istemeyen, sağlıklı olmak isteyen bir insanın üretmesi şart... Üretemediğinde sanırım çıldırmanın eşiğine geliyor ve sağlıksızlaşıyor.

Aslında hepimiz bir kutunun içinde hapsedilmiş, kutunun içinde olduğunu fark etmeden yaşayıp giden ve bir öyle, bir böyle duygulara sahip garip varlıklarız :) İnsan, gerçekten de sır dolu.

Bu yazıyı bağlarsak, gel-gitlerle dolu ömrümüzde bir yalnızız, bir bir aradayız. İşin özünü ise, sadece Allah bilir.

4 Kasım 2012 Pazar

Kötü bir anne miyim? sendromu

Bilmem böyle bir sendrom var mıdır... Şu anda hissettiklerimi tıp dünyası adlandırmak istese sanırım böyle adlandırırdı. Sanki hiçbir şeyi doğru yapamıyormuşum gibi geliyor ve kendimi bir anda her şeyi kötü yaptığını düşünen ve bebeğine zarar verdiğini düşünen kötü bir anne gibi hissediyorum.

Ertesi gün oluyor ya da birkaç gün geçiyor. Aaa bir de bakıyorum ben her şeyi becerebilen, çok başarılı ve bebeği ile uyumlu bir anne gibi hissediyorum. Bu gel-gitler o kadar yoruyor ki beni size anlatamam. Acaba kızım da bu gel-gitlerimden yoruluyor mudur? Sanırım etkileniyordur. Şu anda kötü bir anne modundayım ve her sabaha neredeyse suratım asık kalkıyorum :( Ne kötü şey böyle hissetmek... O kadar ay karnımda taşıdığım ve doğmasını bekleyip heyecan duyduğum varlığı sırf bu gel-gitlerim yüzünden üzüyorum hatta belki ileride bana küfür edeceği özelliklere sahip olmasına neden oluyorum. Allah'ım sen yardım et :(

Bu gebelik ertesi hormonların iniş çıkışları ve özellikle menstruasyon dönemlerinde tavan yapan sinir halim artık gitsin bir daha gelmesin, ölene kadar pamuk şeker gibi bir kadın olayım istiyorum ama gel gör ki gerçek hayat hiç de istediklerini hemen vermeye hevesli değil. Önce tıpkı gebelik gibi, o hisse ya da karakter özelliğine sahip olmaya gebe kalman gerekiyor. Sonra istediğin o hissi ya da karakter özelliğini 9 ay karnında taşıman gerekiyor ve en en en son sancıyla doğurarak istediğin maneviyata sahip olman gerekiyor. Yoksa o sahip olmak istediğin manevi boyut her neyse, sahip olman imkansız. Bu evrelerden geçeceksin başka çare yok. Bu evrelerden geçmedikçe o duygu, karakter özelliği kalıcı olarak senin olamıyor. Hep geçici sahiplikler yaşıyorsun ve sonra bir süreliğine süt liman yaşadığın günler tekrar eski halini alıyor ve seni mutsuz ediyor.

Ezcümle, içim sıkılıyor ve sevgili kızımın bu iç sıkıntısının dışa vurumundan en asgari düzeyde etkilenmesini diliyorum...